Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tarih etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Adaletname Nedir?

Padişah veya halifelerin; kanunları uygulamayan ve görevlerini kötüye kullanan devlet adamlarını uyarmak veya tahta çıktıkları zaman devleti adaletle idare edeceklerini bildirmek için yayınladıkları   yazılı emir. Adalet hükmü. Hüsn-i niyet sahibi hükümdarların İslamiyetten önceki devirlerde, adaletname türünden belgeler veya sözlü ifadelerle, idare ettikleri toplumları zulümden korumaya çalıştıkları görülmektedir. Resulullah efendimiz de, kendisine nazil olan Kur'an-ı kerimle ve hadis-i şerifleriyle insanlara zulmetmemeyi, adil davranmayı emir buyururlardı. Dini alem-şumul olduğu gibi, getirdikleri ve söyledikleri de bütün   insanları içine alırdı. Veda hutbesi bu hususta bir örnek olarak söylenebilir. Hülefa-i Raşidin'in de, bu yolda güzel sözleri söyledikleri ve yazılı belgeleri verdikleri bilinmektedir. Ayrıca adaleti te'min etmek ve idare ettikleri insanların durumlarından haberdar olmak için, onlara kapılarını daima açık tuttukları   da bilinen di...

Ayasofya ve Fatih Sultan Mehmed Han'a Yapılan İhanet

Ayasofya İstanbul’un fethine kadar hıristiyan aleminin en büyük kilisesi, bu tarihten 1934’e kadar İslam aleminin en büyük camilerinden biri idi. Ayasofya Tarihi 1935’ten sonra ise müze olarak kullanılmaktadır. Ayasofya (Sainte Sophie) Camii, İstanbul’da Topkapı Sarayı yanındadır. Miladın 325. senesinde, Büyük Konstantin tarafından ahşap olarak yapıldı. Aryüs mezhebinde olup, 408’de vefat eden Arkadyus zamanında yandı. Bunun oğlu Teodosyus yeniden yaptırdı. Jüstinyanus zamanındaki ihtilalde yine yandı. Bunun tarafından şimdiki bina yaptırıldı. Jüstinyanus, 565’te ölmüştür. Bunun zamanında, zelzelede kubbesi yıkılmış, şimdiki kubbe 548’de yapılmıştır. Doğudan batıya 81, kuzeyden güneye 73, yüksekliği 57 metredir. Makedonyalı Valis Balis-I) ve Roman ve Andronik zamanlarında tamir edilmiştir. Ayasofya Mimarisi Asıl kilise, kareye yakın dikdörtgendir. Bu alanın üzerini 24,3 m yükseklikte, 33 m çapında bir kubbe örtmektedir. Kubbede 40 tane kaburga, kubbe kasnağında ise 40 penc...

Ağa'nın Eli Tutulmaz

Türk devletinde askeri ve sivil kuruluşlarda kullanılan bir unvan. Moğolca büyük erkek kardeş manasındaki “aka” kelimesinden Türkçeleşmiştir. Bu manasından başka bazı lehçelerde baba, dede, amca, dayı, abla gibi yaşça büyük akrabalar için kullanılmaktadır. Ağa kelimesi unvan olarak kaanlar devrinden itibaren kullanılmıştır. Moğol prenslerine de aka unvanı verilmekle beraber, bu ünvan daha çok tanınan bir soydan olmayan fakat hizmetleri sayesinde önemli mevkilere yükselen devlet adamlarına verilmiştir. Timurlular devrinde ise, bu unvanın sadece kadınlara verildiği kaynaklardan anlaşılmaktadır. Akkoyunlu Devletinde bey zümresine mensub olmayan vazifeliler " Ağa " ünvanını kullanmışlardır. Aynı şekilde Türk ve Moğol devlet teşkilatına bağlı kalan Safevi Devletinde de oymak ileri gelenleri, avcıbaşılar, darugalar, elçiler, saray hadımları bu unvanla anılmışlardır. Kaçarlar devrinde ise mülki memurlar için ağa ünvanı kullanılmıştır. Osmanlılarda devlet teşkilatının geniş...

Küçük Aforoz Mu Büyük Aforoz Mu?

Hıristiyanlık ve Yahudilikte dine karşı suç işleyen kimselere yetkili dini şahsiyetler veya meclisler tarafından verilen, dinden ve topluluklarından atma cezası. Topluluktan çıkarma cezasına bütün eski dünya kavimlerinde rastlanmaktadır. Yahudiliğin ilk dönemlerinde ahdi bozan ve ahd kanunlarını çiğneyenler, Allah’ın lanetiyle cezalandırılmışlardı. Topluluktan ve sosyal bütün haklardan mahrum etme cezası olan “ aforoz ” ise, Ezra zamanında bağımsız bir müessese haline gelmiştir. İlk defa hahamlar tarafından uygulanan sinagogdan uzaklaştırma muamelesiyle bu ceza kesin şeklini almıştır. Söz konusu ceza, Talmudcular Amoraim zamanında (M.Ö. 200-500) üç şekilde ortaya çıkmıştır. Bunlar; fazla önemli olmayan yasakların çiğnenmesi sebebiyle verilen kınama cezası demek olan “Nezifa”, cemaatle münasebeti yasaklayan, yas tutmaya mecbur eden “Niddui (küçük aforoz )” ve kişinin suç işlemekte ısrar etmesi durumunda uygulanan ve toplumdan atılmayı gerektiren “Herem (büyük aforoz )” denilen ce...

Türkiye'de Genel Af

Suç işleyen bir kişinin takib edilerek ve cezalandırılarak kamu gücünün kullanılmasından, adalet ve genel fayda düşüncesiyle, vazgeçilmesi. Genel ve özel olmak üzere iki türlüdür. Genel af: Sosyal fayda düşüncesiyle, bütün veya belirli bazı suçları ve hükmedilmiş ise cezaları bütün neticeleri ile birlikte düşüren bir yasama tasarrufudur. Bu tasarruf çıkarılan bir kanunla gerçekleştirilir. Özel af: Kesinleşmiş bir cezayı büsbütün kaldıran, hafifleten veya hafif olmak şartıyla başka bir cezaya çeviren af müessesesi. Genel af kapsamına mahkeme safhasında olan suçlar girer. Özel af da ise cezanın kesinleşmiş olması lazımdır. Özel af , bütün mahkumları içine alabildiği gibi, af tasarrufunda gösterilen bir veya birkaç mahkumu içine alacak şekilde de olabilir. İslam hukukunda af müessesesi şahsi idi. Yani af , devlet tarafından değil, mağdurun veya yakınlarının eliyle yapılıyordu. Ayrıca padişahın, devlete karşı işlenen suçları affetmek için özel yetkisi vardı. TBMM tarihinde...

Deprem Nedir? Zelzele Nedir? İstanbul Depremi Ne Zaman Olacak?

Yeraltındaki kayaların büyük basınçların tesiriyle değişmesi ve kırılması neticesinde yeryüzünde meydana gelen sarsıntı. Binâlarda ciddî hasarlar yapıp yeryüzünün görünüşünü değiştirebildiği gibi geniş çapta can ve mal kaybına da sebep olabilir. Depremin Sebepleri Nelerdir? Her şey Allahü teâlânın yaratmasıyladır. Bunlar bir sebeple hâsıl olduğu gibi, zelzeleyi meydana getiren sebebe göre üç çeşide ayrılır. Bunlar yeraltındaki büyük boşlukların göçmesine dayanan çöküntü zelzeleleri ; yanardağ püskürmesi, mağma faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan volkanik zelzeleler ve yer kabuğunun kırılması, kayması gibi hareketleriyle meydana gelen tektonik zelzelelerdir. Jeolojik zelzelelerin % 90’ı tektonik tiptendir. % 3’ü çöküntü, % 7’si volkanik tiptir Türkiye’deki zelzelelerin çıkış sebebi Jeolojik hareketlere dayanır. Karmaşık bir yapıya sâhip olan zelzeleyi izah edebilmek için yerkabuğunun mozaik gibi dizilmiş hareketli plakalardan meydana geldiği düşünülebilir. Bu plakaların herhan...

Açe Devlet Tarihi

Hint Okyanusu’nun doğusundaki Sumatra Adasının kuzey kısmında, Cihan Şahın liderliğinde kurulan bir İslam devleti. Açe Devletinin bulunduğu Sumatra Adası, eskiden beri ticaretle uğraşanların uğrak yeri idi. Açeliler Hintli bir prens tarafından idare edilirlerdi. Miladi 12. ortasında Açe’de İslamiyet yayılmaya başladı. Şah Cihan’ın 1205’te Açe Sultanı olmasından sonra ise Açeliler , gruplar halinde Müslüman oldular. Sultan Ali Mugayyet Şah 1507-1522 döneminde Açelilerle adaya gelen Portekizliler arasında kanlı mücadeleler başladı. Bu mücadele, Sultan Aleeddin Riayat Şah 1537-1571 zamanında da devam etti. Aleeddin Riayat Şah, Portekizlilere karşı Osmanlı sultanından yardım istedi. Osmanlı Sultanı İkinci Selim Han, Açe’ye iki gemi top, tüfek ve top yapacak ustalar gönderdi. Büyük alim ve ilim adamı Abdurrahman Efendi, yanında bulunan Türklerle Açe’de bir köy kurarak yerleşti. Açeliler bu yardımlar ile Malakka Yarımadasının büyük bir kısmını Portekizlilerden kurtardılar. Bu tarih...

Osmanlı Devletinde Hoşgörü

Osmanlı Devletinde Hoşgörü Baş­ba­kan­lık Dev­let Ar­şiv­le­ri Ge­nel Mü­dür­lü­ğü, yak­la­şık 600 yıl 3 kı­ta­da çe­şit­li mil­let­ler­den in­san­la­rı ba­rış için­de bir ara­da tu­tan Os­man­lı hoş­gö­rü­sü ve ada­le­ti­nin bel­ge­le­re yan­sı­yan ör­nek­le­ri­ni, “Gök­kub­be Al­tın­da Bir­lik­te Ya­şa­mak” ad­lı ki­tap­ta top­la­dı. " Gök­kub­be Al­tın­da Bir­lik­te Ya­şa­mak ” ad­lı  Ki­tap­ta yer alan bel­ge­le­re gö­re; Ba­tı­lı­la­rın “Muh­te­şem Sü­ley­man” ola­rak ta­nı­dık­la­rı Kânunî Sul­tan Sü­ley­man, 1560'da bey­le­ri­ne: “Her tür­lü ver­gi­yi sa­de­ce kânun­lar çer­çe­ve­sin­de top­lat­tı­ra­sın! Hiç­bir kim­se­ye faz­la­dan bir ak­ça da­hi al­dırt­ma­ya­sın!” em­ri­ni ve­rir­ken,   2. Ab­dül­ha­mid Hân 1894'te  bin­ler­ce ki­lo­met­re uzak­lık­ta­ki Ame­ri­ka'da or­man yan­gın­la­rın­dan za­rar gö­ren­le­re 300 li­ra (al­tın) yar­dım gön­der­di. Abdülmecid Hân zamanında 1845-1850 yılları arasındaki kıtlık döneminde, İrlanda’ya ilâç ve yi...

Fransız Seyyah Ubucini 19. Yüzyıl İstanbul

Fransız Seyyah Ubucini 19. Yüzyıl İstanbul İstanbul’da sayısız resmî binalar, 350’den fazla câmi, 92 Rum ve Ermeni kilisesi, 8 Katolik kilisesi, 34 sinagog, pek çok tekke ve türbe, 518 medrese, 35 kamuya açık kitaplık, 200 imâret, 300 hamam, yüzlerce han veya kervansaray, zarâfet ve temizlik bakımından Avrupa’da bir benzerine rastlamayan heybetli kışlalar bulunmaktadır. Bu binalar içinde en ilgi çeki­ci olanları; çınar ağaçlarıyle gölgelenmiş ve dînî vazifesini yerine getirmeye gelen Müslümanların abdest aldıkları çeşmelerle çevrili avlularıyle, simli kubbeleri ve sivri minâreleriyle câmilerdir...  Dıştan bakıldığında bu câmiler büyüklük ve zevk bakımından birbirlerine benzerler. İçinin görünümü de aynıdır. Kur’ân’ın âyetleriyle meydana getirilen duvarlar süslü; kubbeyi tutan sütunların arasında gerili duran tellere sayısız lâmbalar asılmış; yerde hasırlar veya kıymetli halılar. Kürsü, şeref sandalyesi, özel olarak ayrılmış sıra diye bir şey görülmez. İmamların ve yoksu...

Adana Gezilecek 10 Tarihi Kale

Adana’da çok sayıda tarihi kale vardır. Ceyhan’dan, Tarsus’a kadar 40-50 dağ kalesi olup bunlardan meşhur olanları şunlardır. Adana Kalesi Abbasi Sultanı Halife Harun Reşid tarafından, eskiden kalan kale yıkıntıları üzerine 781’de yaptırılmıştır. 1836’da Adana’yı işgal eden Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yıktırıldığı için bugün temellerinin bir bölümü kalmıştır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde; “Dört köşeli çevresi dört yüz adımdır. Yedi kulesi, iki kapısı vardır” der. İlk devirde yapılan kalenin bir duvarı nehire dayanmış olup, diğer üç kenarı hendeklerle çevrilidir ve 7 burcu vardır. (Kestanbol) Ayas Kalesi   Ceyhan’ın 30 km uzağındadır. Yumurtalık ismiyle anılır. Kale ortaçağda yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman Han 1536’da tamir ettirmiş ve “Sahil Kulesi” ismi verilen bir kule ilave ettirmiştir. Yılanlı Kale Ceyhan’a 6 km uzaklıktadır. Halk arasında ismi (Şahmeran)’dır. Misis’e yakındır. Ortaçağda Haçlı seferleri esnasında ku...

Türkler'de Çocuğa İsim Nasıl Verilirdi

Türkler'de Çocuğa İsim Nasıl Verilirdi Yeni doğan çocuğa veya sonradan Müslüman olan kimseye isim koymak. Varlıkları belirtmek, şahısları diğerlerinden ayırmak için kullanılan kelimelere ad (isim) denmiştir. Allahü teala, yeryüzünde yarattığı ilk insan ve ilk peygamber olan Adem aleyhisselama her şeyin ismini ve faydasını bildirdiğini Kur’an-ı kerimde haber verdi. Mealen; “Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti.” buyurdu (Bekara suresi : 31). Tarihin her devrinde insanlar inanç ve adetlerine göre isimler kullandılar. Türklerin İslamiyeti kabulünden önceki isimleri, çocukluk ve gençlik dönemlerinde olmak üzere iki dönemde verilirdi. Doğumun hemen ardından çocuğa isim verilmez, bir yaşından sonra adetlerine göre büyük şölenler yapılır, oradaki en yaşlıları tarafından  isim  konurdu. Esas isim, gençlik çağında gösterilen bir kahramanlıktan sonra verilirdi. İslamiyetten önce Araplarda herkes için isminden başka bir de ilk erkek çocuğuna bağlı olarak baba olduğunu belir...

İlk Miss Turkey Güzeli Keriman Halis Ece

KERİMAN HALİS ECE 1913 senesinde İstanbul’da doğan ve Feyziye Mektebi’nde tahsil hayatına başlayan Keriman Halis, Türkiye güzeli seçilmişti. Babası Tevfik Halis’e; “ Keriman’ı güzellik yarışmasına sokacağız.” dediklerinde; “Bu kara kızı mı?” diye alay etmişti. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde yapılan dünya güzellik yarışmasında 28 ülkenin temsilcileri arasından Keriman dünya güzeli ilân edilmişti. O günlerin canlı şahidi emekli öğretmen Hâlid Turhan Bey, hatıralarında Keriman Hâlis Ece’nin dünya güzeli seçilmesininin perde arkasını şu şekilde anlatır: 1932 senesinde Cumhuriyet Gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Hâlis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika’nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. Keriman Hâlis bu yarışmaya Türkiye’yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kimselerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünden kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümler...

Karagöz | Meddah | Ortaoyunu ... Nedir Bunlar

 1. KARAGÖZ NEDİR Türklere has gölge oyunu. Deriden, mukavvadan biçilip, boyanmış şekilleri, arkadan ışık vererek, beyaz bir perde üzerine yansıtılarak oynatılan Türk gölge oyunu. İki değişmez oyuncusundan çok hareketli, canlı ve çekici olanı Karagöz’den dolayı bu isimle bilinmektedir. Resimlerin renkleri şeffaf olduğundan, ışık arkadan vurdukça seyirciler yalnız bu sûretleri görür. Karagözcü sopaların yardımı ile şekilleri hareket ettirir, hem de sesini ve şivesini değiştirerek oyun kahramanlarını kendine has tarzda konuşturur. Oyunun konusu bir metne dayanmadan, temsil sırasında tabiî olarak geliştirilir. Seyircinin ilgisine göre kısaltılıp, uzatılır. Bütün oyun tek sanatçının hüneridir. Hayâl veya gölge oyununun kaynağı, bugünkü bilgimize göre eski şark (doğu) medeniyetidir. Bütün şarkta hayal-i zıl, tayf-ül hayal, hizib-i sitâre, hayal-bâzî gibi isimlerle bilinmektedir. Türk gölge oyununun nasıl yayıldığına dâir değişik rivâyetler vardır. Türkiye’deki gelişmesi 12. yüz...